Eddai



İzahlı Metin

اَلدَّاعٖى (ed-Dâî) (Davetçi)

(*[1]) Ben, içinde Said’den günahlar ve acılarla dolu yetmiş dokuz ölünün yığıldığı, yıkılmış bir mezarım.

Seksenincisi ise, o mezara dikilmiş bir mezar taşı olmuştur;

İslam’ın uğradığı büyük kayba beraberce ağlıyor (*[3]).

Ölülerle dolu o inleyen mezarımla ve mezar taşımla birlikte,

yarının ahiret meydanına doğru gidiyorum.

Şuna kesin olarak inanıyorum ki, geleceğin gökleri ve Asya kıtası,

birlikte İslam’ın aydınlık eline teslim olacaktır.

Çünkü bu el, imanın bereketli ve uğurlu sağ elidir;

bütün insanlığa tam bir güven ve emniyet verir…

*

[1] * Bu şiir, onun imzasıdır.

[2] Vücut her sene iki defa yenilendiği için, her yıl iki Said ölmüş demektir. Bir başka açıdan ise Said bu yıl yetmiş dokuz yaşındadır. Bu durumda, her bir senede bir Said ölmüş demektir ki bu tarihe kadar yaşayacak olan da bu Said’dir.

[3] * Yirmi yıl sonraki bu şimdiki halini, olaylar gerçekleşmeden önce hissetme yeteneğiyle (hiss-i kable’l-vukû ile) hissetmiştir.

Lügatçeli Metin

اَلدَّاعٖى (Ed-Dâî: Çağıran, Davet Eden, Dua Eden)

(Bu kıta, onun imzasıdır.)

Yıkılmış bir mezarım ki yığılmıştır içinde

Said’den yetmiş dokuz emvat (ölüler, ölümlerin bedensel ve manevi değişimleri, ruh halleri) bâ-âsam (günahlarla birlikte, günahkâr bir şekilde) âlâma (elemlere, acılara).

(Buradaki 79 sayısı, her senede iki defa cisim tazelendiği için iki Said ölmüş demektir. Aynı zamanda bu sene Said yetmiş dokuz senesindedir. Her bir senede bir Said ölmüş demektir ki, bu tarihe kadar Said’in geçirdiği değişimleri ve ölümleri ifade eder.)

Sekseninci olmuştur, mezara bir mezar taş

Beraber ağlıyor (yirmi sene sonraki bu şimdiki hali, hiss-i kable’l-vuku –olay öncesi hissetme– ile hissetmiş) hüsran-ı İslâm’a (İslâm’ın kaybına, yenilgisine, zararına).

Mezar taşımla pür-emvat (ölülerle dolu) enîndar (iniltili, inleyen) o mezarımla

Revanım (Gidiyorum, yürüyorum) saha-i ukba-yı ferdâma (yarının ahiret sahasına, geleceğin ahiret meydanına).

Yakînim (Kuvvetli bir inancım, kesin bilgim) var ki istikbal semavatı (geleceğin semaları/gökleri), zemin-i Asya (Asya toprağı/yüzeyi)

Bâhem (Beraber, birlikte) olur teslim, yed-i beyza-yı İslâm’a (İslâm’ın ak/parlak eline, Hz. Musa’nın (Aleyhisselam) mucizevî eli gibi İslâm’ın mucizevî, parlak ve muzaffer kudretine).

Zira (Çünkü) yemin-i yümn-ü imandır (uğurlu iman yeminidir, bereketli imanın sağ elidir/sancağıdır)

Verir emni (güveni, emniyeti) eman (güvenliği, himayeyi, emanı) ile enama (halklara, insanlara, bütün canlılara)…

Risale-i Nur Külliyatından

اَلدَّاعٖى

(*[1]) Yıkılmış bir mezarım ki yığılmıştır içinde

Said’den yetmiş dokuz emvat ([2]) bâ-âsam âlâma.

Sekseninci olmuştur, mezara bir mezar taş

Beraber ağlıyor (*[3]) hüsran-ı İslâm’a.

Mezar taşımla pür-emvat enîndar o mezarımla

Revanım saha-i ukba-yı ferdâma.

Yakînim var ki istikbal semavatı, zemin-i Asya

Bâhem olur teslim, yed-i beyza-yı İslâm’a.

Zira yemin-i yümn-ü imandır

Verir emni eman ile enama…

*

[1] * Bu kıta, onun imzasıdır.

[2] Her senede iki defa cisim tazelendiği için iki Said ölmüş demektir. Hem bu sene Said yetmiş dokuz senesindedir. Her bir senede bir Said ölmüş demektir ki bu tarihe kadar Said yaşayacak.

[3] * Yirmi sene sonraki bu şimdiki hali, hiss-i kable’l-vuku ile hissetmiş.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir